Kızın bacaklarındaki ağırlıklarla yürümeye çalışması ile kelebeğin kozadan çıkma çabası harika bir tezat oluşturmuş. Özgürleşmek isteyen bir ruhun, ailesel bağlarla nasıl boğulduğunu anlatıyor. Aşkın İzi, görsel anlatımıyla izleyiciye geçmişi ve acıyı hissettirmeyi başarıyor. Sanki o ağırlıkları ben taşıyormuşum gibi hissettim.
Yaşlı kadının mutfakta ellerini ovuşturarak bekleyişi ve kızını görünce yüzündeki o buruk sevinç... Sonra masadaki o resmi evrakı görünce donup kalışı. Bir annenin evladını kaybetme korkusu bu kadar iyi oynanmaz. Aşkın İzi, aile dramını iliklerimize kadar işleyen nadir yapımlardan biri. Gözlerim doldu resmen.
Diyalogdan çok bakışların konuştuğu bir bölüm. Genç kızın omuzlarındaki o siyah askı, sanki tüm günahları ve yükleri taşıyor gibi. Annesiyle yüzleşirkenki o soğuk duruşun altında yatan kırıklık hissediliyor. Aşkın İzi, kelimelere dökülemeyen acıları ekran başına taşıyor. Sessizlik bazen en büyük çığlıktır.
Ekranın kararması ve 'Üç Ay Sonra' yazısı belirdiğinde zamanın nasıl acımasızca aktığını hissettim. Kız değişmiş, anne yaşlanmış ama aradaki buzdan duvar hala ayakta. Masadaki o imza bekleyen kağıt, iki kalp arasındaki mesafeyi resmileştiriyor. Aşkın İzi, zamanın yaraları sarmadığını, sadece kabuk bağlattığını gösteriyor.
Yemek masası genellikle birleşme yeridir ama burada bir ayrılık masasına dönüşmüş. Anne yemeği hazırlamış, kız ise vedayı getirmiş. O kağıttaki maddeler, kan bağını koparmaya yetmez ama kalpleri daha da uzaklaştırır. Aşkın İzi'ndeki bu sahne, aile içi çatışmaların ne kadar yıpratıcı olduğunu gözler önüne seriyor.