Hatay Ceylan'ın suçsuz yere hapsedilmesi ve kızının onun için yalvarışı, adalet sisteminin ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. Adalet Dairesi Başkanı'nın o kibirli tavrı insanı çileden çıkarıyor. Yaren'in babasının eline uzanmaya çalışırken yerde sürünmesi, izleyici olarak bizim de içimizi yakıyor. Bu sahne, güçlünün zayıfı ezmesini o kadar net anlatıyor ki, tüyler ürpertici.
Yaren Ceylan'ı canlandıran oyuncunun performansı takdire şayan. Babasıyla vedalaşırken yaşadığı o derin acıyı, gözyaşlarını ve çaresizliğini yüzünden o kadar iyi yansıtıyor ki, izleyici olarak biz de onunla birlikte ağlıyoruz. Nilüfer Meyhanesi'ndeki o ilk sahnesindeki masumiyet ile sonrasındaki kırılmışlık arasındaki kontrast harika. Oyunculuklar diziyi bir üst seviyeye taşıyor.
Hikaye, Nilüfer Meyhanesi'ndeki eğlenceli bir atmosferle başlarken, birdenbire karanlık bir tona bürünüyor. Hükümdar ve kardeşinin konuşmaları, ileride yaşanacak büyük olayların ipuçlarını veriyor. Yaren'in babasını kurtarmak için ne yapacağı ve bu saray entrikalarında nasıl bir rol oynayacağı büyük merak konusu. Her bölümde yeni bir şok yaşıyoruz, bırakması imkansız.
Sadece sokaktaki dram değil, sarayın içindeki gerilim de müthiş. Hükümdar Yılmaz Fener ile kardeşi Şökret Bey arasındaki o gergin bakışmalar, büyük bir fırtınanın habercisi gibi. Nilüfer Meyhanesi sahibi Nazlı'nın gizemli gülüşleri de bu entrika yumağının neresinde acaba? Karakterlerin her bir hareketi, taht kavgasının ne kadar tehlikeli olduğunu bize hissettiriyor. Heyecan dorukta!
Nilüfer Meyhanesi'nin iç dekorasyonu, dansçıların kırmızı ipekleri ve saray sahnelerindeki işlemeli kıyafetler görsel bir şölen sunuyor. Özellikle Yaren Ceylan'ın beyaz kürklü pelerini ve kar taneleriyle birleşen o sahne, adeta bir tablo gibi. Tarihi atmosferi bu kadar detaylı ve estetik yansıtan yapımlar çok az. Her karede emek ve sanat kokusu var, izlemesi büyük keyif.